Tezer Özlü Sözleri

Sayfa İçeriği: Tezer Özlü Sözleri, Tezer Özlü Sözleri Tumblr, Anlamlı Tezer Özlü Sözleri, Tezer Özlü Sözleri Kısa, En Güzel Tezer Özlü Sözleri, Tezer Özlü Sözleri Etkileyici

1900'lü yıllarda yaşan az sayıda kitabı olması rağmen bir çok insan tarafından tanınan Türk yazarlarımızdan Tezer Özlü'nün sözlerini sizler ile buluşturuyoruz. Beğendiğiniz Tezer Özlü mesajlarını sosyal medya hesaplarınızdan paylaşmayı unutmayın!

Tezer Özlü Sözleri

Editör Seçimi: En çok ve en uzun sana inandım. (Tezer Özlü)


Yalnızlık bana hiçbir an eksilmeyen bir güç veriyor.


Meyhanelerde umutsuz bir bekleyiş vardır -kendi kendini bekleyiş.


Her gece ölüyorum. Sonra ölümden kaçıp yeniden canlanıyorum. Her yirmi dört saat, hem yaşam, hem ölüm.


Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi!


En iyisi zamana bırakmak. Zamana, o geçmek bilmeyen ya da inadına göz açıp kapayıncaya değin ayların, yılların geçtiği zamana...


Bu nefret filan değil. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı.


Acılar olmadan yazılabilir mi? Edebiyat, yaşam ve ölümün sınırlannın artık acıları tutamadığı, tutmaya yeterli olmadığı yerde başlamıyor mu?” (Yaşamın Ucuna Yolculuk)


Her gece ölüyorum. Sonra ölümden kaçıp yeniden canlanıyorum. Her yirmi dört saat, hem yaşam, hem ölüm.


Ölmek isteğim yok. Yaşama isteğim olmadığı gibi.


Nerde olmak istediğimi bilmiyorum. Belki de bu yüzden hiçbir yerdeyim.


Karşıma çıkan her şey yetersiz. Soluduğum her şey yetersiz. Dalgalar, odalar, mekanlar, sevgiler yetersiz. Suların tadı yetersiz. Günlerin uzunluğu yetersiz. Haftaların günleri yetersiz.


Mevsimler değişiyor.
bunlar vivaldi'nin dört mevsimleri gibi değil.
dinlendirici olamıyorlar hiç.


Çoğu tutucu insanlar. Tüm düşünceleri para. Ev. Araba. Ve çocuklarının güzel geleceği. Gizli sevgililer edinmeye çalışan, ama kendilerini mutlu aile babaları, ileri bilim adamları göstermek isteyen, insanın özünü anlamaktan yoksun kişiler.


Mutluluğun, insanın kendi kendisiyle hoşnut olmasıyla başlayacağını da bilmiyorum.


Her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. Öyleyse yaşamımızı neden yalnız yabancılar arasında geçirmiyoruz. Hiçbir beklenti olmadan, hiçbir yük olmadan ya da insanın kendi kendine mutluluk dediği kısa anlardan yoksun. Tüm duyguların en güzeli duygusuzluk, öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve tüm insanları kucaklayabileceği duygusuzluğun duygusu.


Artık gitmeyeceğim. Nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum. Hiçbir yerden gelmiyorum. Kendimden başka.


Tren raylarını severim. Bağımsızlığı, gidebilmeyi, kalmak zorunda olmamayı, uymak zorunda olmamayı anımsatır. Tren rayları bir tür bağımsızlıktır benim için.


Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı.


Hiçbir şeyin değişmeyeceği umutsuzluğuna kapıldığım kısa anlar kadar korkunç ve umutsuz anlar tanımıyorum.


...
her şey geçiyor
ve
hiçbir şey geçmiyor


İnsanın kendi yükünü taşıması, diğerlerinin yükünü taşımasından daha rahatlatıcı.


Bu sabah artık yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği için.


Mezarlıklarda en büyük huzuru duyar oldum, ölmek isteğim yok, yaşama isteğim olmadığı gibi


İnsan çoğu kez her şeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil bir insan ömrü. 


Yalnız yaşı olmayan ve dünyalarını kendi içlerinde taşıyan insanlara dayanabildiğimi görüyorum.


Yaşadığıyla yaşamadığını artık ayırt edemeyen zihnim tümüyle gerçeğin ortasında...


"Bazı kitaplar, gerçek yaşamdan daha duyarlı, daha büyük boyutlara götürüyor beni.” (Kalanlar)


Beyin, düşünce kendini özgürleştiriyor, fırlıyor, bir roket gibi evrene, boşluğa, sonsuz boşluğa. Onunla birlikte gövde de. Ya da gövde kalıyor da , düşünce gövdeyi koparıp sonsuz boşluğa doğru uçmaya başlıyor. Acı veren bir şey bu. Çok acı veren. Ürküten. Hemde nasıl ürküten!


Bomboş var olacağım. Kendi doluluğumun boşluğunda. Ve bir başıma. Ve bağımsız. Ovadaki yalnız ağaç gibi. Yaşlı ve büyük. Ve yalnız. O vadide. Bir yamaçta. Başıma buyrukluğuma hayranım.


Kimse kimseyi unutmuyor ama asla karşı tarafın istediği biçimde hatırlamıyor.


Hayat bağıra bağıra, susmayı öğretir insana.


Onu sevmeyi bir tutku haline dönüştürüyorum. Bu sevgide tüm sevgilerim, sevebilme gücüm var. Gelecekteki sevgileri de yaşar gibiyim. Geçmiştekileri de.


Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur. Artık hiçbir yerdesin.


Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor.


Her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. Öyleyse yaşamımızı neden yalnız yabancılar arasında geçirmiyoruz. Hiçbir beklenti olmadan, hiçbir yük olmadan ya da insanın kendi kendine mutluluk dediği kısa anlardan yoksun. Tüm duyguların en güzeli duygusuzluk, öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve tüm insanları kucaklayabileceği duygusuzluğun duygusu.


En yakın dostlarım romanların kahramanları gerisindeki yazarlar mı olmalıydı.


Sözcüklerin tümü içimden
çıkmadan bir an bile uyuyamam.


Canım işe gitmek istemiyor. Kitaplar beni hiç ilgilendirmiyor, canım hiç okumak istemiyor, ama birisi bana okusa, dinlerdim. Her şeyi konuşarak yapmak istiyorum. Konuşarak yazı yazmak, konuşanları dinlemek. Şu sıralar en çok sesleri seviyorum. En çok seslere ihtiyacım var. Müzik veya insan sesleri.


Onu sevmeyi bir tutku haline dönüştürüyorum. Bu sevgide tüm sevgilerim, sevebilme gücüm var. Gelecekteki sevgileri de yaşar gibiyim. Geçmiştekileri de.


... içimdeki her şeyi bağırıyorum. Susmamla.


Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım.


Çünkü sinir hastalığı da bulaşıcı bir şey. Hem öyle mikrop almakla değil, bir insanın umutsuzluğunu derinden algılamakla bile geçebilir.


Önümde gene bir zafer anıtı. Bir ülkenin zaferi, diğer ülkelerin yenilgisi. Zaferler de, yenilgiler de insan ölüleri üzerinden geçiyor. 


İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük. Yaşam acısı. 


Yüreğimin atışlarını, gözümün algıladığı tüm görüntüleri yalnız onun çizdiği resimlerle, onun biçimlediği tümcelerle, onun bulduğu sözcüklerle birleştiriyorum. Nedir. Benliğimi bu denli onunla özdeştirmemin nedeni nedir.


Ve sen gelmiyorsun, çünkü gelmeye kendin ihtiyaç duyana kadar bekliyorsun


Birilerinin gözyaşları üzerine kurulan her mutluluk günü geldiğinde en dayanılmaz acılarla intikamını alır.


Düşmüş olduğumu ve daha fazla düşemeyeceğimi bilmek rahatlatıcıydı.


“Dünyanın acısı olmasaydı, taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı.”


“İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük.” (Yaşamın Ucuna Yolculuk)


“Kendimi genellikle yeryüzünün her yerinde sürgün sayıyorum. Ve hiçbir yerinde göçmen saymıyorum. Yazdıklarım göçmen yazını değil. Somut anlamda sürgün yazını da değil. Ben kendi kendimi her an, her yerde için için sürüyorum.” (Yeryüzüne Dayanabilmek İçin)


Sen de Yorum Yap veya Sözünü Yaz