Nazan Bekiroğlu Sözleri - Etkileyici Nazan Bekiroğlu Sözleri

header-ad

Güzel Sözler Ara


Nazan Bekiroğlu Sözleri

Nazan Bekiroğlu Sözleri

Türk yazar ve aynı zamanda da akademisyen olan Nazan Bekiroğlu Sözlerine sitemizden göz gezdirebilirsiniz.

Sayfa İçeriği: Nazan Bekiroğlu Sözleri, Nazan Bekiroğlu Sözleri 2020, Özlü Nazan Bekiroğlu Sözleri, Etkileyici Nazan Bekiroğlu Sözleri, Nazan Bekiroğlu Sözleri Tumblr, Nazan Bekiroğlu Sözleri Twitter, Nazan Bekiroğlu Sözleri Facebook, Nazan Bekiroğlu Sözleri İnstagram

Trabzon doğumlu olan ünlü yazar ve akademisyen olan Nazan Bekiroğlu Sözlerini sizler ile buluşturduk. Facebook, Twitter, İnstagram ve Tumblr gibi hesaplarınızdan Etkileyici Nazan Bekiroğlu Sözlerini paylaşabilirsiniz.

Nazan Bekiroğlu Sözleri

Editörün Seçimi: Hangi ateş sonsuza kadar yanmış ki? Biraz tüter sonra sönersin. (Nazan Bekiroğlu)


Özleyenler bilir, uyku bir gereksinim değil, sığınma talebidir geceye…


Eninde ve sonunda bütün ölümler benziyor birbirine, öğrenirsiniz. Ve bölünür hayatınız bir kör bıçağın ucuyla tam orta yerinden ikiye: Senden önce, senden sonra.


''...Geleceğim demedim, bekliyor mudur?...''


Kısmetin bol, çayın demli, kahven okkalı olsun. Bahtın, yolun, kalbin açık olsun.


"İşte bu dünyadaki her şey o kadar gölge. Perdenin bu tarafında hepimiz birer gölgeyiz aslında. Oyun bittiğinde bir püf!, mum söner. Oyun biter. Bütün suretler de karagözcünün kutusunda bir araya konur, kaldırılır. Geriye ne suret kalır ne perde."


"Anlamanın sonu merhamet, onun da sonu affetmektir."


“…Yanından geçip giden okyanusları tanımayan ummanlar var. Hatırlama an meselesi, tanımak birdenbire. Amma ki zaman geçip gider, her şeyin zamanı var, zamansızlığı var.” ( Mimoza Sürgünü )


Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı.


Anladığım şu ki; baht onu yürüyenle anlamlı. - Nazan Bekiroğlu


“Dünyanın bu en kalabalık, en renkli ve en problemli bölgesini bu mesafeden bir minyatür çerçevesine sığdırılmış görmek, üzerimde derin bir duygu, sarsıcı bir etki uyandırıyor çünkü bu yükseklikten bakınca orada yaşanmışların hükmü kalmıyor.”


“Geçmişi bizim için manalı kılan şey, ona bugünden bakıyor olmamızla alakalıydı.”


Karanlığı bu kadarla kalsa o da karanlığa katılacak, bir su çiçeği gibi havuzun bir kıyısından öbür kıyısına vurup duracaktı. Oyunun içinde ya da dışında ama mutlaka oyunculardan biri olacaktı. Öyle ya da böyle oyalanacaktı. / Nazan Bekiroğlu 


Kısmetin bol, çayın demli, kahven okkalı olsun. Bahtın, yolun, kalbin açık olsun. / Nazan Bekiroğlu


Dünya nimetinde gözüm yok ama bir zeytin ağacının gölgesinde bir bardak çay olursa olsun. / Nazan Bekiroğlu


Hiçbir uzak, duanın erişemeyeceği kadar uzak değildir. / Nazan Bekiroğlu


Günah da ah’la kafiyelidir. O da siyah’la, simsiyah’la , vah’la, eyvah’la. Lakin hepsi de Allah’la. Ah’tır kafiyelerin en güzeli.


Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir.


Ey sıkıntı şiddetlen, nasılsa geçeceksin.


İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir.


Eskiden okuyucu da farklıydı. Keyif almak yerine gayret sarf etmeyi biliyordu.


Onu yalnız Adem değil bütün bir alem bekledi. Belliydi Havva’nın geleceği, gelmeyecek olan böyle beklenmezdi.


Oysa fazla değil, varlığında duyduğum sevinç ile yokluğunda duyduğum acıdan ibaret bir aşkım olsun istiyordum sadece. Bu kadar sadeydi isteğim. Başka bir şey istemiyordum.


Rabbim, çok yorgunum. Bana bütün haberlerin yerini tutacak bir haber gönder. Üzerime bir iyilik ve güzellik kondur.


Özleyenler bilir, uyku bir gereksinim değil, sığınma talebidir geceye.


"Rabbim, çok yorgunum. Bana bütün haberlerin yerini tutacak bir haber gönder. Üzerime bir iyilik ve güzellik kondur."


“Allah’ım” dedi, “Hiçbir şeyim olmasa bile sana şu nefes için hamdolsun.”


Birilerinin mucizesi olmak lâzım...


Sadece, Rabbim sen en iyisini bilirsin, dedi. Sen en iyisini bilirsin ve böyle olduysa, böyle olması gerekiyor demektir. Sana teslimim.


Nasıl sevdiyse öyle sevildi zannetti.


Zaman sana hiç ummadığını ve biriktirmediğini getirir.


Yalnızlık aşkın vekaletidir.
Ölüm aşkın kefaretidir.
Her aşk bir baş götürür.


Bir kez daha, örtün beni, dedi Havva. Cennetin bütün örtülerini örtünsem, kalbimdeki bu utancın yoksulluğuna yetmez. Bu günahı gidermez. Toprak olsam. Yok olsam. Örtünmek yetmez, gizleyin beni.


Sonra dönüp kendime baktım. Acaba ben ne kadar eksiktim? Henüz neler keşfedilmeden, icat edilmeden, neler yaşanmadan, neler olup bitmeden yaşayıp gidiyordum ben de? Çıkamadım içinden. Sonunda bıraktım bütün bunları düşünmeyi.


Anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kelam yok. Ve Züleyha’nın lügatında Yusuf’tan öte sözcük yok.


"Neyi bilsem? Kimin kimi jurnalleyeceği belli değildi. Baba evladından, komşu komşusundan korkar olmuştu. Sansür adına ne facialı komedilerin oynandığını biliyor musunuz?"


Çünkü ne yeteri kadar âşık ne de yeteri kadar ahlâklıydın. Oysa aşkın yeterincesi olmamış sevgilim. O ya vardır ya da yoktur.


“Aşık kendisini yakacak cehennem ateşinin önünde önce bir süre ısınır, bilmiyor musun?”


“Aşk gerçekte doğar, hayalde yaşar ve tekrar gerçekte ölür çünkü.” (Kelime Defteri)


“Ateş olan hayat yazıya düşünce, cevheri ağaç olsa da kağıdı tutuşturmuyordu çünkü.” (İsimle Ateş Arasında)


“Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk.Öldük, ölmüyorduk.Sadakatten söz ettik, sadakati bilmiyorduk.Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık, veriyorduk; verdik, alıyorduk.Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun.İçimiz bir hoş, ha bire büyüyorduk…”


Çünkü aşk bir yeniden var etme eylemidir. İçimizde sürekli yeni senler oluştururuz. Üstelik öyle senlerdir ki bunlar, “sen”e de uymaz.


Yusuf, dedi Züleyha, sana gel kaderim ol demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana.


Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten söz ettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık, veriyorduk; verdik, alıyorduk, Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun. İçimiz bir hoş. Habire büyüyorduk.


Âdem’in Havva’ya bu ilk bakışı, cennette bile kalbe sığmayan aşkın arı duru bakışı.


Birine altı çizili kitaplarınızı vermek, Yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma... Nazan Bekiroğlu


Su yaratılmamış olsaydı susamayı bilmezdik. Hasret varsa bir yerde mutlaka vuslat da olmuş olmalı. | Nazan Bekiroğlu


Herkesin başını alıp gidesi vardır ama aklındakileri sığdıracak valiz bulamaz. Nazan Bekiroğlu


Çok zordu Yusuf’u görmeyen gözün Züleyha’yı anlaması… Çok kolaydı Yusuf’u görmeyen gözün Züleyhâ’yı kınaması .. - Nazan Bekiroğlu


“Kıymetli ile güzelin her zaman bir arada olmayacağını kestirebilecek kadar tecrübeli bir müşteriydi yaşlı Çerkez.”


“Tek düğümle dokunurdu İran halıları oysa Türk halısı çift düğümdü ve dünyanın neresinde olursa olsun çift düğümlü bir halı Türkçe kadar Türk malıydı. Bir düğüm bütün bir Türk dünyasını birbirine bağlamış, bir halı düğümü bu dünyaya kimlik olmuştu.”


“Settarhan’ın hissettiği eşsiz bir mutluluk duygusu oluyordu. Sanki bütün boşlukları dolmuş, bütün eksik parçaları dağıldıkları yerlerden toplanmış da yerine konmuş, geçmişe ve geleceğe dair bütün mahrumiyetleri bir mucize olmuş da telafi edilmiş gibi.”


Bana bir kere görün yeter, gerisini ben tamamlarım kendi içimde Çünkü ben hatırladım biz bir CAN’dık ezelde… / Nazan Bekiroğlu


Dünya nimetinde gözüm yok ama bir zeytin ağacının gölgesinde bir bardak çay olursa olsun. / Nazan Bekiroğlu 


Hep vardı da adı yeni konuluyordu. Bir sefer hazırlığı tamamlanıp durmuştu da içimde vaktini bilmiyorumdu. / Nazan Bekiroğlu


Oysa fazla değil, varlığında duyduğum sevinç ile yokluğunda duyduğum acıdan ibaret bir aşkım olsun istiyordum sadece. Bu kadar sadeydi isteğim. Başka bir şey istemiyordum. / Nazan Bekiroğlu


Nereye gitsem, kaçtığımı orada hazır ve nazır, beni bekler buluyorum. Bir yanımdan kurtulsam diğer yanımdan boğuluyorum. / Nazan Bekiroğlu


Kopuk cümleleri bir araya getirmek değil miydi senin kabiliyetin? Dağınıklığın arkasındaki tutarı, tufanın ardından zeytin ağacını, dehşetin mahiyetindeki saflığı fark etmek değil miydi alışkanlığın? Şimdi saflığında dehşet, birliğinde çokluk, zeytin ağacının kandilinde tufan var. Aynan paramparça. Ne zaman böyle kırıldın, böyle dağıldın? Göklere mi kırıldın? / Nazan Bekiroğlu


Ne zaman unutur gibi olsam olmuyor, Unutmak istediğim her şeyin tam ortasındayım. / Nazan Bekiroğlu


Mülk gibi söz de ve aşk da O’ ndan.


Ben ilk kez ve uçuruma düşer gibi sevdim. Gün gelip bu uçurumda boğulacağımı nereden bilebilirdim?


Aşık kendisini yakacak cehennem ateşinin önünde önce bir süre ısınır, bilmiyor musun?


Ne zaman ki birine güvendik; Kolumuz, kanadımız, gönlümüz kırıldı.


Dedi, ah kızım, eğer o sana bakmıyorsa sen onun baktığı yerde olursun. O gelmiyorsa sana, sen onun gittiği yerde durursun.


Bana verdiği aşkın sınırsızlık keyfiyeti beni neredeyse seçilmişliğime inandıracak olmuşken. Nasıl olup da şimdi, çölüm müsün suyum musun diye sorduruyordu? Bir boğulma muhakkaktı. Ve bu boğuluş incir ağacına sırtımı dayadığımda getirdiği bir fincan kahvenin sadeliği değildi. Ah benim hükmüm! Ah üzerimden bulutlar geçiren sevda! Depremden kuş, tufandan balık olanlar kurtuluyor. Ama ağır kış, kuşların kanadını, balıkların da denizini donduruyor. Böyle boğuşuyordum.


Ey sıkıntı şiddetlen, nasılsa geçeceksin.


Sevilen bir kadın can demekti. Bu yüzden en çok canım denirdi ona ortasında bir eliflik nefes hacmiyle


Sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman.


O kadar yabancı geldi ki ona bir zamanlar kendisinin olan bu yüzler, şu an, şimdi ölse, hangi yüzü taşıyan bir kendisi onu karşılasın dilerdi? Hayatının hangi devresine dönmek ve orada ebedi kalmak isterdi? Bir cevap bulamadı. Hayatının “işte burası! bu!” diyeceği bir zamanını işaret edemedi. “Kocadım artık” dedi. Direnmedi.


“Çay, geceye yaraşır. Geceyi kaçırma…”


Giderek hafifledi dünyanın içimde tuttuğu yer..


Bazı umutların sonu hatırlamaktır.
Sen unutsan da sözün seni hatırlayacaktır ....
Unutma. Harfe dönüşen kelâm yok olmaz. Sen unutsan ben unutsam,
Gökler unutmaz...


"Siz" dedi Hacıbey. "İnsanları Türk, Kürt, Ermeni, Sırp, Yunan, Rum... Nasıl birbirinden ayırıyorsunuz? Takvaca üstün olanın en hayırlı olduğunu, Yaradan nezdinde Arap'ın Arnavut'a, Türk'ün Acem'e bir üstünlüğü olmadığını bilmiyor musunuz?"


Elini göğsünün üzerine koydu.
Sanki , dedi, bak tam şuramda,
sol yanımda, kalbimin altında
bir yer eksik kalıyor.


Ne yapacağız şimdi? Kimin gördüğü gerçek? Hem gerçek nedir ki?


Tarih ileriye doğru gitse de gördüğü sadece geçmiştir.


Bir yaranın acısını unutmak için gönlünde başka bir yaranın açılmasına razı geldin. Üstelik kendini bu yaraya da koşulsuz devredemedin, sürekli hesaplar yaptın. Aşk değildi bu. Aşk olsa hesap yapacak mecali kendinde bulamazdın. Bu kadar hesap yapmaya ne gerek vardı? Hepi topu aşk işte. Gelir, yaşanır ve günü gelince biterdi.


"Bizim olan bir ismi bize en az benzeyen bir manaya kaptırırken, bundan sonra hayata dair sorumluluğun sırtımıza kalacağına dair elbette bilgimiz vardı."


Aşkın zamanı yok anı var, kelâmı yok ama ışığı var.


Yalnızdım ve insanları seviyordum ama yine de yalnızlığımı daha çok seviyordum.

Yorgunsun..
Anlatmaktan değil susmaktan.
Yaşamaktan değil yaşamamaktan
O kadar yorgunsun.


Değil kelime, bir harf bile tene değebilir , onu incinebilir.


“Ben aşk için öleyim ki sen de aşka inanmış olarak ölesin.” (Nar Ağacı)


Benim tekrar sana dönmek için bu kadar durulmam lâzımmış. Sen hâlâ durulmadın mı? Bekliyorum.


Ve siz aşkınızla hiçbir şey arasında tercih yapmak mecburiyetine düşmeyin.


Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven, ona dayanmanın tek çaresidir.. Nazan Bekiroğlu


Neden bazı kimselerin yokluğu, varlıklarında ummadığımız kadar büyük bir boşluk bırakıyor içimizde ? ...Nazan Bekiroğlu


“Hiçbir İranlı ‘zamanım az’, işte bunu anlayamazdı ama Settarhan da belli ki bütün Türkler gibi tez canlıydı.”


“Her şeyin gölge olduğunu bir kere fark edince artık can acısa da bir acımasa da bir. O zaman bitmez zannettiğin her türlü çile de biter. Hem öyle bir biter ki artık bitse de fark etmez bitmese de fark etmez.”


“Porselen demlik, çini fincan, ayva murabbası. Demliği fincana doğru eğdi. Koyu çay rengi, başka adı olamazdı bu rengin. Üzerine sıcak su ilave etti. İncecik limon dilimlerinden birini usulca fincana bıraktı. Renk, koku, sıcaklık ilk yudumda tamamdı. Latif bir esinti ruhuna değdi, yumdu gözlerini Setterhan, yaşamak çok güzeldi.”


Oysa fazla değil, varlığında duyduğum sevinç ile yokluğunda duyduğum acıdan ibaret bir aşkım olsun istiyordum sadece. Bu kadar sadeydi isteğim. Başka bir şey istemiyordum. / Nazan Bekiroğlu


… yüzünü gördüğüm ve kalbimin kıpırdadığını hatırladığım ilk andan bu yana, attığı her adımı bir hadise bilerek yazdım. Hadiseydi onun gülümsemesi, o gülümserdi ve evren nasıl titremezdi? Neredeyse kaç soluk aldığını, kaç soluk vereceğini sayacaktım. Öyle yazacaktım. / Nazan Bekiroğlu


Hiçbir uzak, duanın erişemeyeceği kadar uzak değildir. / Nazan Bekiroğlu


Aşk hem mükemmel hem kusurlu. Hem ödül hem ceza. / Nazan Bekiroğlu


Benden geriye kalacak olan: bir isim, sabrım ve tahammülüm. / Nazan Bekiroğlu

Emoji ile Tepki Ver

1

2

0

0

0

Yorum Bırak

Güvenlik Kodu

Yorumlar


Henüz hiç yorum yapılmamış!