Küçük Prens Sözleri

Sayfa İçeriği: Küçük Prens Sözleri, Kısa Küçük Prens Sözleri, Küçük Prens Sözleri 2019, Küçük Prens Sözleri Twitter, Güzel Küçük Prens Sözleri, Küçük Prens Hayata Dair Sözler, Küçük Prens Sözleri Facebook

Birbirinden güzel ve birbirinden anlamlı Küçük Prens sözlerini sizler için derleyip toparladık. Siz de hoşunuza giden Küçük Prens Hayata Dair sözlerini sosyal medya hesaplarınızdan paylaşabilirsiniz.

Küçük Prens Sözleri

Editör Seçimi: Günün birinde herkes kendi yıldızını bulabilsin diye mi parlaktır yıldızlar ?


 Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.


Bir yıldızda yaşayan çiçeği seversen geceleri gökyüzüne bakmak güzel gelir. Bütün yıldızlar çiçeğe durur.


“İnsan susuzluktan ölecek olsa bile bir dostu olması içini serinletiyor.”


Çocuklar büyükler karşısında her zaman sabırlı ve anlayışlı olmak zorundalar.


Çok gizemli bir ülke şu gözyaşları ülkesi…


Eğer kelebekleri tanımak istiyorsak bir kaç tırtıla katlanmak gerekir.


İnsan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür, iyi anlar. Gözler bir şeyin özünü göremez.


Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir.


”Peki, insanlar nerde?” dedi küçük prens. ” İnsan kendisini çölde çok yalnız hissediyor.’’ ‘’İnsanların içinde de öyle hissedersin’’ dedi yılan. ”Arada pek fark yoktur.”


Sahibi olmayan bir elmas bulursan, o elmas senindir. Sahibi olmayan bir ada bulursan, o ada senindir. Bir buluş yaparsan patentini alırsın, buluş senin olur. Madem ki yıldızlara sahip olmak benden önce kimsenin aklına gelmedi, yıldızlar benimdir.


Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.


İnsanların arasında da yalnızdır insan.


Bir armağan gibi iç açıcıydı. Küçükken Noel ağacının ışıkları, gece duasının ezgisi, gülümseyen yüzlerin sevecenliği işte böyle bir parıltı katardı aldığım armağana. “Sizin Dünya’da insanlar,” dedi Küçük Prens, “bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar.” “Bulamıyorlar,” dedim. Oysa aradıkları tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir.” “Doğru,” dedim. Küçük Prens ekledi: “Ama gözler kördür. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir…”


İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.


Kendini beğenmişler yalnız övgüleri dinler.


"Bazen seni üzse de, sevdiklerinin gitmesine izin vermen gerekir."


“Gece yıldızlara bakarsın. Benim ülkem o kadar küçük ki nerede olduğunu göremezsin bakınca. Ama böylesi daha iyi. Yıldızım herhangi bir yıldız olacak senin için. Böylece bütün yıldızları gözlemeyi seveceksin. Hepsi dostun olacak.”


“Yalnız evcilleştirdiğin şeyleri tanıyabilirsin,” dedi tilki, “insanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar. Dost istiyorsan beni evcilleştir işte…” “Evcilleştirmek için ne yapmalıyım?” “Çok sabırlı olmalısın. Önce benden biraz ötede çimenlerin arasında oturacaksın. Şöyle. Ben seni göz ucuyla süzeceğim, sen ağzını açmayacaksın. Çünkü sözcükler, yanlış anlama kaynağıdır. Her gün biraz daha yakınımda oturursun…”


Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek bir çiçek koklamamış, tek bir kez bir yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı şey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyi söylüyor, senin gibi: 'Çok önemli işlerim var benim!' Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o bir insan değil ki, mantar!"


İnsan günbatımını çok üzgün olduğunda seviyor.


"Generalime bir kelebek gibi çiçekten çiçeğe uçmasını emredersem, ya da trajik bir piyes yazmasını istersem, ya da bir martı olmasını emredersem ve general de bu emrimi yerine getirmezse kim suçludur?" diye küçük prense sordu kral. "General mi, yoksa ben mi?"
"Siz," dedi küçük prens yüksek sesle.
"Doğru," dedi kral. "İnsan herkesten verebileceklerini istemeli. Bir otoritenin kabul görmesi mantıklı olmasına bağlıdır.


Sahipsiz bir elmas buldun diyelim, o senindir. Sahipsiz bir ada keşfettin, senindir. Aklına daha önce kimsenin aklına gelmeyen bir fikir geldi, hemen patentini alırsın, senin olur. İşte tıpkı bunun gibi, yıldızların sahibi de benim; çünkü onlara sahip çıkmayı ilk ben akıl ettim.


"İnsanları mı arıyorsun? Silahları var ve avlıyorlar. Çok can sıkıcı.


Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden dedi tilki.


Bulamıyorlar dedim. Oysa aradıkları tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir.


Yıldızlar kimin? Ne bileyim ben? Hiç kimsenin. Öyleyse benim. Çünkü bunu ilk akıl eden ben oldum.


Sizin dünyada insanlar, dedi Küçük Prens, bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar.


İnsanların nerede oldukları asla bilinmez. Rüzgâr onları oradan oraya gezdirir durur. Köklerinden yoksundurlar bu da onlar çok rahatsız eder.


Kendini yargılamak, bir başkasını yargılamaktan çok daha zordur. Eğer kendini iyi bir şekilde yargılamayı başarırsan bu, senin gerçek bir bilge olduğunu gösterir.


Çölü güzelleştiren, bir yerlerde bir kuyu saklıyor olmasıdır.


İnsanların artık hiçbir şeyi anlamaya vakitleri yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor. Ama dost satan tüccar olmadığı için artık insanların dostları yok.


Hiçbir şey mükemmel değildir.


Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğunuz için yeterlidir.


"Küçük Prens yine konuşmaya başladı:
'İnsanlar nerede? Çölde biraz yalnızlık duyuyor kişi...'
'İnsanların arasında da yalnızlık duyulur' dedi yılan."


“En zoru budur. Başka birini yargılamaktansa kendi kendini yargılamak çok daha zordur. Kendini iyi yargılamayı başarırsan, gerçek bir bilgesin demektir.”


....Ama beni kendine alıştırırsan birbirimize ihtiyaç duyarız. Gözümde, dünyada eşin benzerin kalmaz. Senin gözünde de benim eşim benzerim olmaz...


Kaç yaşında, derler, Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor? Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.


Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir çünkü ben onu suladım ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgârın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikâyetlerini, övünmelerini dinledim ve bazen de suskunluklarına katlandım çünkü o benim gülüm.


"Artık insanların anlamaya zamanları yok. Dükkânlardan her istediklerini satın alıyorlar. Ama dostluk dükkânlarda satılmadığı için dostları da yok artık. Eğer dost istiyorsan beni evcilleştir." - Antoine de Saint-Exupery - Küçük Prens


En zoru budur. Kendini yargılamak , başkalarını yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen , gerçek bir bilgesin demektir.


“O zaman sen de kendini yargılarsın.En gücü de budur zaten.Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür.Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.”


Çünkü gözler kördür. Yüreğinle araman gerekir.


“Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: “Gerçeğin mayası gözle görülmez.” “Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır."


“Biliyor musun, insan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor.”


“Niçin içiyorsun?” “Unutmak için.” Onun durumuna üzülmeye başlayan Küçük Prens: “Neyi unutmak için?” diye sordu. Sarhoş başını önüne eğerek içini döktü: “Utancımı unutmak için.” “Neden utanıyorsun?” Küçük Prens ona yardım etmek istiyordu. Ama sarhoş kesin bir sessizliğe gömülerek konuyu kapadı: “İçmekten utanıyorum.” Küçük Prens iyice şaşırmıştı, oradan uzaklaştı. “Büyükler gerçekten çok, çok tuhaf oluyor,” diye düşündü yol boyunca.


“İpek bir atkım olsaydı,” dedi, “boynuma dolar nereye gitsem yanımda götürebilirdim. Bir çiçeğim olsaydı koparır yakama takabilirdim. Ama sen gökteki yıldızları koparamazsın ki.”


“Sevmez olur muyum seni,” dedi çiçek. “Sevgimi anlamadınsa suç bende.”


Tilki, "Yani," dedi, "örneğin sen benim için hâlâ yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim için gerekli de değilsin. Senin için de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan herhangi bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen, birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz benzersiz olurum..."


Sözler yanlış anlamaların kaynağıdır.


İnsan evcilleştirilmeyi kabul etti mi, biraz gözyaşını da göze almalı...


Bir gün dedin bana “Günbatımını kırk dört kez gördüm!” Biraz sonra da ekledin: “Biliyor musun… İnsan günbatımını çok seviyor, içi üzgünken…” O kırk dört günbatımlı günde için çok mu üzgündü yani? “ diye sordum. Ama küçük prens cevap vermedi.


Eğer büyüklere, Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı, pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var, derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, Yüz milyonluk bir ev gördüm, dersiniz, işte o zaman size, Oo, ne kadar güzel bir evmiş! Derler gözlerini koca koca açıp.


Eğer benim bir atkım varsa, onu boynuma dolayabilirim veya alıp götürebilirim. Ama sen yıldızları asla yerinden söküp alamazsın!


Büyüklerin hepsi birer çocuktu.


Gülüşü,çöl ortasinda bir su kaynagi gibiydi benim icin


Ölene kadar sorumlusun , gönül bağı kurduğun her şeyden...


“Eğer milyonlarca yıldız içinde sadece tek bir yıldızda bulunan bir çiçeği seviyorsan, sırf yıldızlara bakmak bile mutlu olmana yeter. ‘Çiçeğim oralarda bir yerlerde ; dersin kendi kendine. Ama eğer koyun çiçeği yerse bir anda bütün yıldızlar sönüverir! Sence bunun bir önemi yok, öyle mi?”


Sen de Yorum Yap veya Sözünü Yaz