Güzel Sözler
Mobil uygulaması yayında
Ücretsiz

Hrant Dink Sözleri

Sayfa İçeriği: Hrant Dink Sözleri, Hrant Dink Sözleri Facebook, Hrant Dink Sözleri Kısa, Özlü Hrant Dink Sözleri, Hrant Dink Sözleri 2019, Hrant Dink Güzel Sözleri, Hrant Dink Sözleri Twitter

Malatya doğumlu, 2007 yılında İstanbul'da uğradığı suikast sonucu yaşamını yitiren Türk asıllı editör Hrant Dink'e ait olan Sözleri sizler için derledik. Beğendiğiniz Özlü Hrant Dink Sözlerini sosyal medya hesaplarınızdan paylaşabilirsiniz.

Hrant Dink Sözleri

Editörün Seçimi: Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kendin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce. (Hrant Dink)


Bu mütevazı çalışmayı, beyaz sayfaların sorumluluğunu üstlenen tüm barışçı kesimlerle paylaşıyor, binlerce yıldır bu topraklarda üretken bir halk olarak yaşayan, ancak o acı dolu yıllarda yaşadıkları topraklardan koparılarak, yaşamla ve yarattıkları uygarlıkla ilişkileri kesilen Ermeni halkına ve o dönemde yaşamını yitiren Ermeni, Türk ya da Kürt tüm masum Anadolu insanının anısına ithaf ediyorum.


Türkler Ermenilerin, Ermeniler Türklerin doktoru, başka çare yok.


Yargı yurttaşın haklarını değil, Devleti koruyor.
Yargı yurttaşın yanında değil, Devletin güdümünde. / Hrant Dink


Sabah saat on buçukta evden ayrıldı diye hatırlıyorum. Her zamanki gibi az da olsa yaptı kahvaltısını. Ayrılırken biraz keyifsizdi. Bir şey takılmıştı kafasına. Öperek yolcu ettim.


Konuşalım, okuyalım, muhakemeyi kendimiz yapalım. Böyle bir ortamda hiçbir dayatma imkan bulamaz. / Hrant Dink


Türkiyeliyim... Ermeniyim... İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip, geleceğimi Batı denilen o ‘hazır özgürlükler cenneti’nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere sülük misali yamanmayı düşünmedim. Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu. Ülkem Sivas için ağlarken, ağladım. Halkım çetelerle boğuşurken, boğuştum. Kendi kaderimi ülkemin özgürlüğünü yaratma süreciyle eşledim. Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ da ödüyorum.


Şapur şupur öpen ağabey mânâsına gelen kelime Ümit Kıvanç tarafından, Hrant Dink'i betimlemek için uydurulmuştur. Ağabey ya da erkek kardeş mânâsına gelen Ermenice ahparig kelimesinden türetilmiştir.


Dikmem arkadaş. Yaşantımın her anında, her gittiğim yerde ağaç diktim ama meyvelerini başkaları yedi. Ben yiyemedim. Onun için burada artık ağaç dikmiyorum.


Hepimiz, içimizde taşıdığımız ama olan bitenler karşısında çekinip yansıtamadığımız, düşünüp de dile getiremediğimiz gerçek hallerimizin korkak isyanındayız.


Türkiye kendi içinde halen bir demokrasi mücadelesi veriyor. İnsanlar halen görüşlerini ne kadar özgürce ifade edeceklerini bizzat kendileri otosansür uygulayarak belirliyorlar. Özellikle içerden çıkan 'aykırı sesler'e tahammülsüzlük had safhada.


Kendi kimIiğini ötekinin varIığına göre konumIamak hastaIıktır. KimIiğini yaşatabiImek için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimIiğin hastaIıktır.


Ermeni halkını bir kuyunun 1915 metre dibinde tutmaya çalışanlar var. O travma içinde onu tutmak istiyorlar. Oysa artık kuyunun ağzındaki ışığa erişmesi, bu kuyudan kurtulması gerekir. (23.09.2000, Milliyet, Naki Özkan ile röportaj)


Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmek için...


Hükümetler, yurttaşlarının taleplerini dikkate almak ve çözümler bulmak yerine bu talepleri görmezden geliyor ve bu talepleri dış müdahalelerin malzemesi, sermayesi haline dönüştürüyor.


Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıktır.


Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce. / Hrant Dink


Ya ben tehlikeyi çok sevdim, ya tehlike beni. Ama inanılmaz derecede de masumdum. / Hrant Dink


Türklerle Ermeniler arasında bir diyalog, bir normalleşme isteniyorsa bu ancak konuşmayla olur. Susarak olmaz, engellenerek olmaz. / Hrant Dink


Üzülme, dedim, çok da önemli değil bu sıkıntılar. Akşama döndüğünde geçer, dedim.


Önemli olan varlığımız, gibi bir şeyler söyledim. Böyle bir konuşma oldu aramızda.Sonra o işine gitti. Benim de dua toplantım vardı, oraya gittim. 


Telefon çaldı. Oğlum, mama nerdesin? Dua et, diyordu. Sesi titriyordu. Dedim oğlum, sen nerdesin, orada kal ki ben geleyim. Kendisine bir şey oldu sandım. Yok bir şey mama, sen dua et…


Biliyorsunuz bazıları Başkan Bush gibi demokrasiyi ihraç etmek için başka yöntemlerle çalıştılar. Bunun için de bombaları kullandılar. Irak'ı bombaladılar. Onun silahlı kuvvetleri vardı. Ama dünyadaki insanların bir de silahsız kuvvetleri var. O silahsız kuvvetler bizleriz. Bizim silahımız bomba değil, bu ödüller. Keşke biz, Bush'tan önce davransaydık. O Irak'a bombaları yollamadan önce biz Irak'a ödüller yollasaydık. Ben onun için size şunu hatırlatmak istiyorum. Biz çok güçlüyüz gücümüzün kıymetini bilelim. / Hrant Dink


Ermeni kimliğini 1915 mezarlarının arasında aramamak lazım. Ben acımı her gün içimde taşıyorum. / Hrant Dink


"Korkmadığımı söyleyemem. Ama ülkemi bırakıp kaçacak değilim. Alışkınım zaten böyle yaşamaya. Bundan sonra biraz daha korka korka yaşarım... Hepsi bu."


Tıpkı bir güvercin gibiyim...
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
Başım onunki kadar hareketli. Ve anında dönecek denli de süratli.


Gerçi ben hayatım boyunca hep tehlikelerin etrafında dolaşmıştım.
Ya tehlikeler beni çok sevmişti, ya ben tehlikeleri...
Ve işte yine uçurumun kıyısındaydım. Peşimde tekrar birileri vardı.
Onları seziyordum.


Peki ya ben?
Korkmadığımı söyleyemem Sungur...
Korkmadığımı söyleyemem.
Ama tasalanma hemen, ülkemi bırakıp kaçacak değilim.
Alışkınım zaten böyle yaşamaya. Bundan sonra biraz daha korka korka yaşarım... Hepsi bu.


Yıllardır Ermeni sorunu gibi, zor konuşulan bir konu üzerine, yeni açılımlar yapmaya çabalıyorum.
Hem Ermeni hem de Türkiyeli olmamın bana kazandırdığı avantajla geliştirdiğim düşünceler, şu tesadüfe bak ki, daha ziyade her iki kanadın da aşırı milliyetçilerinin hoşuna gitmiyor.
İşin garibi çoğu kez de bir tarafa söylenmiş sözü diğer taraf kendine söylenmiş gibi algılayabiliyor.
Bu da aslında onların birbirlerine ne kadar çok benzediklerinin önemli bir kanıtı.
Ne var ki Türk ve Ermeni toplumlarının geleceğinin yeniden inşası da bu gibilere bırakılmayacak denli yaşamsal.


Evdekilere de bağırıyorum. Kimse bana engel olmasın. Agos’a gideceğim.


İnsanoğlu çok garip! O an çocuklarımın boynu bükük artık diye düşündüm. Eziklik, babasızlık, kanatlarının kırılmış olduğu… Böyle düşünceler üşüştü zihnime. Bu düşünceler içinde sarıldım onlara.


Çıkarken Agos’tan, baktım orayı sabunla suyla yıkıyorlar. Temizlemeye çalışıyorlar. Sanki temizlenirmiş gibi. Suyla sabunla temizlenir mi dökülmüş kan?


Bir haftadır televizyonlarda, gazetelerde Sırp baskısından kaçmaya çalışan Arnavutların Kosova yollarında yaşadığı dramı izliyoruz. Dünkü manzaralar ile bugünküler ne kadar da birbirine benziyor! Saçı başı dağılmış, yalınayak çocuklar ve kadınlar, avurdu çökmüş insanlar, sırtlanmış bohçalar, yorganlar. Hepsinden önemlisi de, işte şu ufak kız çocuğunun elindeki oyuncak bez bebekle, şu eşek gözlü çocuğun elinde hala diriliğini yitirmemiş saksı çiçeği. Onlar da göçüyor birlikte. Yollar tozlu... Yağmur kurşun gibi... Güneş alev sanki... Dayanırlar mı acaba?


Mesela diyorum, kitle örgütleri, sendikalar, öğrenci dernekleri ve sivil örgütlenmeler, 6-7 Eylül'de el ele verseler de İstiklal Caddesi'nde bir yürüyüş yapsalar ve 50 yıl önceki kuşakların aksine o caddedeki tüm isyerlerine bu kez çiçekler atsalar.


Medya manyağı olduk her şeyden önce...
Öylesine dayatıyorlar ki "Nasıl oluyor"u gözümüzün önüne... "Niçin oluyor"a ayıracak dermanımız kalmıyor.
Üşeniyoruz "Niçin oldu"yu aramaktan.
Oysa ah bir "Niçin oldu"ya girebilsek.
İşte o zaman göreceğiz ki 'güç' ve 'terör' kavramları aslında birbirlerinin ikizi.
Ha 'gücün terörü', ha 'terörün gücü'. Biri diğerini besliyor.


Sen de Yorum Yap veya Sözünü Yaz