Ahmet Haşim Sözleri

Sayfa İçeriği: Ahmet Haşim Sözleri, Ahmet Haşim Sözleri 2019, Ahmet Haşim Sözleri Facebook, Ahmet Haşim Mesajları, Ahmet Haşim Şiirleri, En Güzel Ahmet Haşim Sözleri, Özlü Ahmet Haşim Sözleri

Ünlü şairlerimizden olan Irak doğumlu olan 1933 yılında İstanbul'da vefat eden Ahmet Haşim Sözlerini sizler için bir araya getirdik. En güzel Ahmet Haşim Şiirlerinden beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarınızdan paylaşmayı unutmayın!

Ahmet Haşim Sözleri

Editör Seçimi: Bazı amaçlar o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olmak bile zafer sayılır. (Ahmet Haşim)


Yarın dudağından getiriImiş bir katre aIevdir bu karanfiI.


”Acılar, gece çözülür.”


Fikir ayrılığından dolayı aşağılama, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silahtır ki, onursuz bir miras olarak, aynı türden kalem sahipleri arasında kuşaktan kuşağa geçer.


Gün doğduğu zaman neşe ve umut ortaya çıkar.


Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak.


Aşık, yüz bulamayan adamdır.


Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi... sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalan;
Gün doğdu yazık arkalarında!
Altın kulelerden yine kuşlar


Yaşlıları gençlik, gençleri ise aşk ölüme götürür.


Sevmeyi bilmeyen, ölmeyi bilmez. 


Eti tadan köpek, artık kuru ekmeğe dönmez.


GüzeI, yaIanın çocuğudur.


Namus kavramı, zaman, din, ikIim, geIenek ve biIhassa giyim şekIine göre değişen kararsız bir erdemdir


Ne yazık ki vücudun çökmesi akIın oIgunIuk dönemine rastIar.


Büyük dinIenme zuImet denizine daIıp bir daha ışığa kavuşmamaktır.


”Hayat, kitaba sığmayacak kadar geniştir.”


”Tüm acıların geceleri çare bulduğu bilinmektedir.”


”Yürekten sevmeyi bilmiyorsan eğer ölmeyi de bilemezsin.”


”Güzel kelimesi sıklıkla yalan söyleyenlerin en sevdiği kelimedir.”


”Havâda bir gölü tanzir eder semâ bu gece onun böcekleri gûyâ nücûmdur yekser…”


Şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıdır.


İhtiyarları açlık, gençleri aşk ölüme sürüklüyor.


Savaş ve zafer, kolay bir iş değildir.


"Gece büyük ve siyah bir yapraktır.


Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak.


Neden bu âb-ı semâvîde avlananlar yok bu haşr-ı nûr-ı hüveynâtı hangi kuşlar yer?


Gök yeşil yer sarı mercân dallar dalmış üstündeki kuşlar yâda bize bir zevk-i tahattur kaldı bu sönen gölgelenen dünyâda!


Yarın dudağından getirilmiş bir katre alevdir bu karanfil.


Aşk, değişmeyince ölür.


Aşkın bu karanlık gecesinde, 
Hicrânımı duydum, seni andım, 
Firkatzede bülbül gibi yandım.


Yarin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil,
Gönlüm acısından bunu bildi!


Zannetme ki güldür, ne de lale, 
Âteş doludur, tutma yanarsın,
Karşında şu gülgûn piyale...


Akıl; nar, ayva ve portakal gibi geç renk ve koku kazanan bir sonbahar ürünüdür.


Nasıl ki yaşlılık ölüme götürüyorsa aşkta yaşlılık gibidir esir aldığı bedeni ölüme götürür.


Güzel kelimesi sıklıkla yalan söyleyenlerin en sevdiği kelimedir.


Gece korku vaktidir. Göz artık vazifesini yapamadığı için yanlış şeyler görmeye başlar. Her gölge oyunu her ot titreyişi her yaprak kımıldayışı bir düşman yaklaşması hissini verir. 


Hayat, kitaba sığmayacak kadar geniştir. 


Arkaya bakmadan, yere yuvarlanmaksızın istenilen istikamette kaç adım gidilebilir? 


Manasız anlaşılan bir şiir, bütün güzelliğini kaybetmiştir.


Güzel, “yalan”ın çocuğudur.


Neşe ve umutlar, günün doğması ile başlar.


Arkaya bakmadan, yere yuvarIanmaksızın isteniIen istikamette kaç adım gidiIebiIir?


En güzeI şiirIer, manaIarını okuyucunun ruhundan aIan şiirIerdir.


”Şairdir şiiri anlatan şairdir seni tanıyan şairdir duyguları yaşayan şairdir size bakan.”


”Namus kavramı, zaman, din, iklim, gelenek ve bilhassa giyim şekline göre değişen kararsız bir erdemdir.”


”Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar, dalmış üstündeki kuşlar yâda; bize bir zevk-i tahattur kaldı bu sönen, gölgelenen dünyâda!”


”Tüm geceler içerisinde korkuyu saklar ve geceler korkuların vaktidir. Göz karanlıkta olup bitenleri seçemez ve güzel görünen şeyleri bile düşman gibi görmeye başlar.”


"Yorgundu. Hissediyordum ki, zihninde fikirler, sonbaharın hasta sinekleri gibi zahmetle kımıldanıyordu."


"Âşık,yüz bulamayan adamdır."


Almanya pembe ve büyük bir elmadır. Fakat içi kurtludur.


"Eğlenmesini, gülmesini bilmeyene biz ne yapabiliriz?"


Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz.


Ağaçların seheri zirvesinde titreşiyor tuyûr-ı fâniye-i âlem-i tahayyül ü hâb. Semâyı kaplayacak şimdi gâzeler gibi nûr zavallılar kalacaklar esir-i ufk-ı türâb.


Bir Acem bahçesi, bir seccâde, 
Dolduran havzı ateşten bâde...
Ne kadar gamlı bu akşam vakti...
Bakışın benzemiyor mu'tade.


Dönsek mi bu aşkın şafağından, 
Gitsek mi ekaalîm-i leyâle?
Bizden daha evvel erişenler,
Ağlar bugün, evvelki hayale...


Kenâr-ı âba dizilmiş, sükûn ile bekler
Füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl leylekler...
Havâda bir gölü tanzir eder semâ bu gece
Onun böcekleri gûyâ nücûmdur yekser..


Sen sevmeyi bilmedin ki ölmeyi bilesin. Çünkü sevmeyi bilmeyenler ölmeyi de bilemez.


Yaşlıları gençlik, gençleri ise aşk ölüme götürür. 


Sırf ahlaki bir endişeye tabi olarak kadınları mümkün olduğu kadar açık saçık görmeyi tercih ettiğimi itiraf ederim...


Türk sanatının muhabbeti, bana “tabiat” muhabbetini öğretmiştir.


Sen de Yorum Yap veya Sözünü Yaz