Sultan Abdülhamid Sözleri

Sayfa İçeriği: Sultan Abdülhamid Sözleri, Anlamlı Sultan Abdülhamid Sözleri, Sultan Abdülhamid Sözleri 2019, En Güzel Sultan Abdülhamid Sözleri, Abdülhamid Sözleri, Tarihi Sultan Abdülhamid Sözleri, Tarihe Geçen Sultan Abdülhamid Sözleri, Sultan Abdülhamid Sözleri Facebook

Osmanlı Devleti'nini 34. ve son padişahı olan Sultan Abdülhamid'in tarihte söylemiş olduğu en önemli ve en etkili sözleri sizler için bir araya getirdik. Twitter, Whatsapp, Facebook hesaplarınızdan siz de Tarihe Geçen Abdülhamid Sözlerini paylaşabilirsiniz.

Sultan Abdülhamid Sözleri

Editör Seçimi: Hak isteyenin hakkını verin. Baş kaldıranın başını kesin! (II. Abdülhamid)


 Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.


"BİR KARIŞ TOPRAK DAHİ SATMAM!"


“Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!”


Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor!


“... Bir hükümet sukût etse,...milli bir gazete neşredilse,harb edilse,sulh edilse,idamımıza karar verilse,mezara gidilse... biz:
- <Avrupa ne der?! > söyleriz.”


(Çanakkale Savaşı sırasına her ihtimale karşı saltanatı Eskişehir’e taşımaya hazırlanan ve Abdülhamit’i İstanbul’da bırakmayıp yanında götürmek isteyen Sultan V. Mehmet Reşat’a, Başmabeyinci Tevfik Paşa aracılığıyla gönderdiği cevap)[1]


Düşmanın kurtuluş reçetesi öldürmek içindir. Esaretin bir çeşidi de borçlandırmadır.


Millet birbirini kırıp geçireceğine bırakın beni öldürsün.


Dindaşlarımızın ölüm fermanını bu göçlerin önünü açarak imzalamam asla mümkün değildir


Göreceksiniz yüzbaşım! İttihatçılar Turancılık gayretiyle hem Rusya, hem de İngiltere ile bir savaşa girerlerse Allah göstermesin Osmanlı'nın parçalandığına şahit olacağız. İnşaallah böyle bir güç gösterisine girmezler.


“İki Devrin Perde Arkası” (1964) adlı hatıralarında II. Abdülhamid’in 1909 yılında Selanik sürgünündeyken Debreli Zünnün adlı bir dostuna şöyle dediğini aktarmaktadır: “Göreceksiniz yüzbaşım! İttihatçılar Turancılık gayretiyle hem Rusya, hem de İngiltere ile bir savaşa girerlerse Allah göstermesin Osmanlı’nın parçalandığına şahit olacağız. İnşaallah böyle bir güç gösterisine girmezler.”


“Kırk yıl şu devletlerin birbirine düşmesini bekledim. Onlar birbirlerine düştü, şimdi ben tahtta değilim.”


“Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekûn ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir.”


Bu demiryolunu koruyacak iki şey var: İslam’ın hilali, Türk’ün yıldızı.


Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.


İcabı halinde donanmayı kaybetmemek için canımı vermeye hazırım.


Dünyada yüz gram akıl varsa bunun yüzde doksanı Abdülhamid'de , yüzde beşi bende , yüzde beşi de diğer siyasetçiler de."


"Düşenin yardımcısı Allâh'tır. Elbette benim mazlum kalbimin âhı bir gün çıkacaktır." demişti.


Bütün müslümanların halîfesi Abdülhamid Han...


"Maarif (eğitim) bütün ilerlemelerin hazırlayıcısıdır."


Düşamının kurtuluş reçetesi öldürmek içindir. Esaretin bir çeşidi de borçlandırmadır.


Filistin’in kendilerine satılması karşılığında Osmanlı’nın bütün borçlarını tasfiye etmeyi taahhüt eden Yahudilerin önderi Theodore Herzl’a


Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!


“Memleket elden gittikten sonra hayatımın ne kıymeti var!”


Günün birinde umumî bir harbin çıkacağına hiç şüphe yoktu. Fakat bizim bu işe atılmamız büyük bir cehalet ve tedbirsizlikti. Selâmetimiz tarafsız kalmaktaydı. Bu hâle geldikten sonra çaresiz sonuna kadar gidilecektir!" demiş ve meyus bir tavırla, "Allah, devleti bu hâle getirenleri kahretsin!


Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekûn ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir.


Beni evhamlı sanıyorlardı. Hayır, ben sadece gafil değildim, o kadar!


Filistin’i satın almak isteyen yahudileri kapımdan kovduğum için Allah’a şükrediyorum.


Milletim bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir.


Yeniden canlanmak için Avrupa medeniyetini taklit değil, gücümüzün esası olan İslamiyet’e dönmek gerekir.


Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekün ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir.


"Türkiye'yi 10 sene idare edebilirlerse, 'bir asır idare edebildik' diye sevinsinler!"


"Kaleler bazan içten çöker"


Dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparator II. Abdülhamid Han'dır.


"Abdülhamîd Han'ın tahttan indirilmesiyle din işlerine de fesat karıştı. Ittihatçı olan din cahilleri ve masonlar, din işlerinde yüksek mevkilere getirildi"


“Osmanlı Devleti’ni parçalamak için birleşen devletler yalnız İngiltere, Fransa ve Rusya’dan ibaret olmayıp, bunların yanında gizli olarak Amerika, Brezilya, bir iki küçük kraliyetin yanında bilhassa İslâm kardeşliği iddiasında bulunan İran Devleti dahi aleyhimize ittifak etmişlerdi.”


“Milletin vekilleri, memleket menfaatlerinin hizmetçileri olması lâzım gelirken mebuslar paraya olan açgözlülüklerinden birtakım nüfuzlu kişilerin ağına düşmüşlerdi. Hıristiyan mebusların her biri ise, kendi milletinin emel ve maksatlarını yürürlüğe koymaya pek çok çalışıyorlardı. Ermeniler, Ermenistan hakkında nutuklar çekiyorlardı. Rumlar, Tırhala ve diğer yerler hakkında isteklerini yaptırmaya girişerek meclis içinde ve vekiller üzerinde baskı kurmaya cesaret etmişlerdi.”


Abdülhamid Han, yatağının başında daima temiz bir tuğla bulundururdu. Yataktan kalktığında çeşme mahalline gidene kadar abdestsiz yere basmamak için tuğlayla teyemmüm ederdi. Bir keresinde bunun sebebini sorduğumda, 'Bunca Müslümanların halîfesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!


Bir gece yarısı, çok mühim bir haberin imzâsı için Sultan'ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. 'Acabâ Sultân'a emr-i Hak mı vâkî oldu?' diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım; bu sefer kapı açıldı ve Sultan, elinde bir havlu ile kapıda göründü. Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti ve 'Evlâdım! Bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Kapıya daha ilk vuruşunuzda uyanmıştım, ancak abdest aldığım için geciktim! Zîrâ ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrâkına abdestsiz imzâ atmadım… Getir imzâlayayım!..' dedi ve besmele çekerek evrâkı imzâladı.


Ceddim Fatih Hazretleri İstanbul’u alırken, son Bizans İmparatoru şehirden kaçmayı düşünmemiş, ordusu başında ölmüştür. Biz, Bizans imparatorları kadar da mı olamıyoruz ki, şehri bırakmayı düşünüyoruz? Osmanlı Hanedanı İstanbul’u terk ederse bir daha oraya dönemez. Muhterem biraderime söyleyin; İstanbul’dan bir adım bile dışarı atmam


Allah’ım helal etmiyorum! Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum! Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili’nin (Muhammed) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem…


Ben Bizans İmparatoru Konstantin’den daha az haysiyetli değilim. Biraderim hazretlerine (Sultan V. Mehmet Reşat) bağlılığımı arzediniz. İstanbul’dan çıkmam! Kendisinin de çıkmamasını atalarımızın şerefi adına istirham ederim!


Doğrusunu isterseniz ben Türküm ama Türkçe havalardan ziyade alafranga havalar, operalar hoşuma gider. Çünkü Türkçe minördür. İnsana uyku getirir. Hem de bizim Türkçe dediğimiz makamlar Türkçe değildir. Yunan’dan Acem’den alınmıştır. Türk çalgısı davul zurnadır.


33 sene devletim ve milletim için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah, bunu muhakeme edecek ise Resulullah’tır. Bu memleketi nasıl bulduysam öyle teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Allah’ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara çarşaf örmek istediler ve muvaffak da oldular.


"Sultan Abdülhamîd Han'ın her yere gönderdiği, düşmanlarının hafiye dediği bu kimseler, ilim yuvalarını tesbit ederler, Sultan da buralara bedava kitap gönderirdi"


"Sultan Abdülhamid Han , çobanları dahi âlim yaptı."


Avrupalı bize başıboşluk hürriyetini şırınga ederek vücudumuzu ve beynimizi dondurdu, bünyemizi ihtilale verdi, sonra da bizi uzuv uzuv parçalamaya başladı.


Eğer bu yangın benim devrimden kaldıysa - farzedelim ki benden kaldı - Beni takip edenler o yangına su yerine gaz sıktılar. Allah ve tarih huzurunda dâvacısı olduğum hakikat budur!


Sen de Yorum Yap veya Sözünü Yaz